top of page

NEAL SILVA

Tanrının Farklı Planları Var...

Neal Silva, İngiltere’nin batısında, Cotswold Tepeleri’nin sessiz kalbindeki küçük bir kasaba olan Painswick’te doÄŸdu. Kasabanın sokakları taÅŸ döÅŸeliydi, evlerin çatıları yosun tutmuÅŸtu ve her köÅŸe başı geçmiÅŸin izlerini taşırdı. ÇocukluÄŸundan beri sessizliÄŸi severdi. DiÄŸer çocuklar sokakta bağırarak oynarken, o babasının antikacı dükkânında sessizce oturur, kırık saatlerin diÅŸlilerini izlerdi. Babasının en çok tekrarladığı cümle ÅŸuydu: “Tanrının farklı planları var, oÄŸlum.” Neal bu sözü defalarca duymuÅŸ ama hiçbir zaman anlamını tam olarak kavrayamamıştı. O, sadece sessizliÄŸi öÄŸrendi. İnsanlara fazla yaklaÅŸmanın acı getirdiÄŸini erkenden fark etti. İnsanların yüzlerinde maske, seslerinde yalan olduÄŸunu gördü. Bir çizgi çekti herkesin etrafına, içine kimseyi almadı. Babasının antikacı dükkânı, onun sığınağıydı. Tozlu raflarda duran paslı aynalar, solmuÅŸ kitaplar, kırık saatler... hepsi konuÅŸmayan dostlardı. İnsanlar karmaşıktı ama eÅŸyalar dürüsttü. Bir diÅŸli neden dönerse o yüzden dönerdi. Anlaması kolaydı. Bu yüzden insanlardan uzaklaÅŸtı; makinelerin, eÅŸyaların, sessizliÄŸin arasında büyüdü. Ama bir gün, hayatına o kadın girdi. Onunla birlikte sessizliÄŸin kırılacağını sandı. Uzun yıllar sonra ilk kez biriyle gülmeyi, konuÅŸmayı, güvenmeyi denedi. Kadının kahkahasında huzur buldu, gözlerinde kendini unuttu. Ama güven, Neal için her zaman bir hataydı. Bir sabah kadın gitti. Evi, arabayı, hatta Neal’ın içini bile boÅŸaltıp gitti. Masanın üzerinde sadece bir anahtar bırakarak. O gün Neal öÄŸrendi: Sevmek bir kusurdu. İki gün boyunca sokaklarda yürüdü. YaÄŸmur yağıyordu; ayakkabıları su almıştı, elleri titriyordu. Cebinde para yoktu, ulaÅŸabileceÄŸi kimse yoktu. Sadece kendi iç sesiyle baÅŸ baÅŸaydı. “Ben neden yetmedim?” diye sordu kendine, defalarca. Cevap yoktu. Ve o andan sonra sustu. İçinde yankılanan her ÅŸeyi bastırdı. Hissetmemeyi deÄŸil, hissettiÄŸinde yandığını bildiÄŸi için bastırmayı seçti. Duygularını bir kutuya kilitledi, anahtarı da o kadının bıraktığı anahtarın yanına koydu. Hayata yeniden baÅŸlamak zorundaydı. DüÅŸünmeyi bıraktı, sadece çalıştı. Painswick’teki evini sattı ve Los Santos’a taşındı. O ÅŸehir onun için bir baÅŸlangıç deÄŸil, bir sürgündü. Yeni bir hayata deÄŸil, sessiz bir unutuluÅŸa gidiyordu. Küçük bir barda iÅŸe girdi; önce bulaşık yıkadı, sonra baristalık yapmaya baÅŸladı. Kimi zaman sabaha kadar çalıştı, kimi zaman sadece bardaki ışıklara bakıp düÅŸünmeden içti. İnsanlarla iletiÅŸim kurmuyordu, ama onların içkilerini iyi hazırlıyordu. Kimse onun hikayesini sormadı, o da anlatmadı. Geceleri apartmanındaki küçük dairesine döner, duvarın karşısına oturur, sessizliÄŸi dinlerdi. Kafasında hep aynı soru dönüyordu: “Tanrının farklı planları var” ama bu plan, gerçekten yaÅŸamak mıydı, yoksa sadece hayatta kalmak mı?

alexandermurphy

Bir gece çalıştığı barda silahlı bir kavga çıktı. KurÅŸunlar masaların arasında yankılandı, insanlar bağırdı, kan döküldü. Neal o an, hayatın ne kadar kırılgan olduÄŸunu bir kez daha gördü. Ölümün ne kadar sessiz geldiÄŸini fark etti. O gece birçok ÅŸey bitti, ama Neal için asıl biten, “insanlara güvenme” ihtimaliydi. Artık hissetmeyecekti. Artık kimseye yaklaÅŸmayacaktı. Birkaç ay sonra babasının ölüm haberi geldi. Gabriel Silva... O, Neal’ın dünyasında sessiz bir figürdü; her zaman oradaydı ama ulaşılmazdı. Ölüm haberini aldığında Neal hiçbir ÅŸey hissetmedi. Cenazeyi düzenledi, annesinin elini tutmadı, kimseyle konuÅŸmadı. AÄŸlamadı. Taziye dileklerini reddetti. Babasının eski cebinden çıkan, çalışmayan cep saatini aldı. Saatin camı çatlamıştı, tıpkı babasıyla olan iliÅŸkileri gibi. Cenazeden sonra hiçbir ÅŸey kalmamıştı onu tutan. Antikacı kapanmış, ev satılmış, geçmiÅŸin tüm sesleri susmuÅŸtu. Neal bavulunu topladı, cebine o eski saati koydu ve sessizce kasabadan ayrıldı. Painswick’in taÅŸ sokaklarında yürürken, arkasına dönüp bakmadı. Çünkü orada kalırsa kendini kaybedeceÄŸini biliyordu. Los Santos’ta günler birbirine karıştı. Geceleri bardaki taburede oturur, içkisini sessizce yudumlardı. Kimseyle konuÅŸmazdı, kimseyle göz göze gelmezdi. Hayat onun için artık bir hikâye deÄŸil, bir rutindi. Her sabah uyanır, iÅŸe gider, akÅŸam aynı yalnızlığa dönerdi. Ama bir ÅŸey vardı içinde; bastıramadığı bir his. Belki piÅŸmanlık, belki öfke, belki sadece boÅŸluk. Ne olduÄŸunu bilmiyordu. Sadece biliyordu ki, Tanrının onun için hâlâ bir planı varsa, bu sessizliÄŸin içinde saklıydı. O yüzden sustu. Ve bekledi.

© 2025 SKALETHS
bottom of page