


ELIJAH GALLAGHER

Elijah Gallagher, 18 Mayıs 2001’de Virginia’nın Fairfax kasabasında, dışarıdan bakıldığında sıradan bir alt-orta sınıf Amerikan ailesinin çocuÄŸu olarak doÄŸdu. Ancak evin kapısı kapandığında içeriye yayılan ÅŸey sıradanlıktan çok uzaktı. Babası William “Billy” Gallagher, 80’lerin sonunda küçük barlarda çalan, “Blood Banner” adında yeraltı metal gruplarıyla tanınan bir neo-nazi figürüydü. Annesi Theresa Gallagher ise hem grubun vokalisti hem de babasının ideolojik yoldaşıydı. Evin duvarları Iron Cross afiÅŸleriyle, duvar rafları ise Adolf Hitler’in “Mein Kampf”ı, David Lane’in 14 Words manifestosu ve beyaz üstünlüÄŸünü kutsayan dergilerle doluydu. Elijah daha okuma yazmayı öÄŸrenmeden önce “White Power” terimini ezbere biliyordu. Babası onu dizine oturtup, eski konser kayıtlarını izletir, “OÄŸlum, biz sıradan deÄŸiliz. Biz safız.” derdi. Evde ÅŸiddet, nefret ve ideoloji; yemek kadar, su kadar sıradan ÅŸeylerdi. Elijah’ın çocukluÄŸu, gitar tellerinin gıcırtısı ve ırkçı marÅŸların ritmiyle yoÄŸrulmuÅŸtu. Gençlik yıllarında Fairfax’taki banliyö hayatı Elijah’a dar gelmeye baÅŸladı. Ailesinin aşıladığı ideoloji artık sadece bir “inanç” deÄŸil, kimliÄŸinin merkezine oturmuÅŸtu. Lisede “Aryan Shield” adlı yerel gençlik grubuna katıldı; grup üyeleri, saçlarını kazıtıp gamalı haç dövmeleriyle gezen, eski kuÅŸaktan “skinhead”lerin etkisinde kalmış çocuklardı. Haftasonları ormanlık bölgelerde toplanıp ateÅŸ yakar, bira içerken ırkçı marÅŸlar söyler, yeni gelenleri “vaftiz” dedikleri ÅŸiddet dolu dövüÅŸlerle test ederlerdi. Elijah burada fiziksel olarak da dönüÅŸmeye baÅŸladı; kafasını kazıttı, sırtına SS sembolleri dövmesi yaptırdı, internette neo-nazi forumlarında aktif olmaya baÅŸladı. O dönemde Amerika’da dağılmış ama hâlâ aktif bazı gruplarla çevrimiçi temas kurdu: “Atomwaffen Division” ve “The Base” gibi oluÅŸumlar onun gözünde tanrısal bir disiplinin yansımasıydı. Kendisini artık “ırkının savaÅŸçısı” olarak görüyordu, ama bu sadece bir ideolojik baÄŸlılık deÄŸil, varoluÅŸsal bir boÅŸluÄŸun maskesiydi. Babasının konserlerde “White brotherhood!” diye bağırdığı anlar, Elijah için bir miras deÄŸil, bir lanetti; çünkü o ne kadar bağırsa da içindeki ses hep kısık kalıyordu.
​​
​
​
​
​
2020’de babasının aşırı doz sonucu ölmesi Elijah’ın kırılma noktası oldu. Babasının cansız bedenini bulduÄŸu gece, annesi sessizce mutfakta aÄŸlarken Elijah gitarı yere vurup parçaladı. O an fark etti ki, babasının ona bıraktığı tek ÅŸey ideoloji deÄŸil, öfkeydi. Babasının ölümünden sonra “Blood Banner” dağıldı, ev sessizliÄŸe gömüldü, Theresa içkiye sığındı. Elijah artık ideolojiyi savunmuyordu; o, ideolojiyi yaÅŸamak istiyordu. “Sadistic Souls” adlı, neo-nazi ideolojisini benimsemiÅŸ bir motor kulübünün varlığını duyduÄŸunda, bunun bir kader çaÄŸrısı olduÄŸuna inandı. Uzun süre çalışarak ikinci el bir Harley-Davidson Dyna Super Glide satın aldı; paslıydı, ama Elijah onu kendi elleriyle onardı. Motorun her cıvatasına, kendi öfkesini iÅŸliyordu. Kulübe “prospect” olarak katıldığında, kendini sonunda bir kardeÅŸliÄŸin parçası sanmıştı. “Sadistic Souls” üyeleri, eski askerlerden, cezaevinden çıkmış ırkçı suçlulardan ve aşırı ideologlardan oluÅŸuyordu. Garajları, duvarlarında Totenkopf sembolleri, bayraklar ve paslı zincirlerle süslenmiÅŸti. Her gece içkiler içiliyor, eski Alman marÅŸları yankılanıyor, motorların sesi dualar gibi gökyüzüne karışıyordu. Elijah burada kendini yeniden doÄŸmuÅŸ hissetti; ancak disiplinsizliÄŸi ve ani öfke patlamaları, kısa sürede sorun olmaya baÅŸladı. Emirleri sorgulamadan yerine getirmesi takdir toplasa da, kontrolsüz ÅŸiddet eÄŸilimi kulüp liderlerini rahatsız etti. Bir eylem sırasında polisin aracını ateÅŸe vermesi, Sadistic Souls’un başını büyük bir belaya soktu. Elijah için bu “sadakat” göstergesiydi, ama kulüp gözünde “aptalca bir dikkatsizlikti”. Bir sabah, lideri tarafından çaÄŸrıldı; yeleÄŸi elinden alındı, adı listelerden silindi. O gün Elijah, hayatının ikinci kez yıkıldığını hissetti — ilkinde babası ölmüÅŸtü, ikincisinde ait olduÄŸunu sandığı aile onu reddetmiÅŸti. Fairfax’ta artık kimse onu istemiyordu. Eski grup arkadaÅŸları bile ondan uzak duruyordu; FBI, bazı eski neo-nazi yapılanmaları takibe alınca Elijah’ın adı birkaç kez sorgulamalarda geçmiÅŸti. Çantasına birkaç eÅŸya koydu, motoruna bindi ve batıya doÄŸru sürdü. Günlerce otoyollarda tek başına ilerledi. Bazen benzin istasyonlarının arkasında uyudu, bazen motorda sabahladı. Her ÅŸehirde, her kasabada aynı yüzleri gördü: kaybolmuÅŸ adamlar, unutulmuÅŸ kadınlar, kırık neon ışıkları. Kafasının içindeki gürültü, motorun sesiyle yarışıyordu. En sonunda San Andreas eyaletinin sınır tabelasını geçtiÄŸinde, motorunu durdurup derin bir nefes aldı. “Los Santos,” dedi kendi kendine, “herkesin geçmiÅŸini gömdüÄŸü yer.” Artık Elijah Gallagher ideolog deÄŸil, mürit deÄŸil, sadece hayatta kalmaya çalışan bir adamdı. Neo-naziliÄŸi geride bırakmak istemiyordu, çünkü o artık bir fikir deÄŸil, kimliÄŸinin derisine iÅŸlemiÅŸ bir yara gibiydi. Geceleri limana gidip denize bakarken, babasının sesini duyar gibi oluyordu: “AteÅŸ seni yakmaz, oÄŸlum. Çünkü sen ateÅŸin ta kendisisin.” Elijah, Los Santos’un neon ışıkları altında kaybolurken, artık biliyordu: geçmiÅŸinden kaçamazdı. Ama belki bu ÅŸehirde, o geçmiÅŸi kendi lehine kullanabilirdi. Çünkü Los Santos, kim olduÄŸunla deÄŸil, ne kadar ileri gidebildiÄŸinle ilgilenirdi. Ve Elijah, kendi karanlığının sonuna kadar gitmeye kararlıydı.